“Gerçek bir demokrasi ancak kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasıyla mümkündür”
5 ARALIK DÜNYA KADIN HAKLARI GÜNÜ BASIN AÇIKLAMASI – 05.12.2023
Bundan tam 89 yıl önce 5 Aralık 1934'de Anayasamızda ve Seçim Kanununda yapılan değişikliklerle Türk kadınları milletvekili seçme ve seçilme hakkına kavuşmuşlardır.
Cumhuriyetimizin kuruluşuyla ulusal egemenlik ve laik hukuk temelinde yaşanan büyük toplumsal dönüşümle kadın – erkek eşitliği yolunda önemli kazanımlar sağlanmış; günümüz Türkiye'sinde kadınların insan haklarının gelişimi için temel taşlarını oluşturmuştur.
Cumhuriyetin ilk yıllarında Ulu Önder Atatürk tarafından yapılan devrimler bir yandan modern bir devlet örgütünün kurulmasını, bir yandan da bireylerin tüm değer yargılarında, davranış ve tutumlarında reform yapma gereğinin gerçekleşmesini sağlamıştır. Toplumsal reformlar en fazla, Cumhuriyetten önce ikinci sınıf vatandaş sayılan kadınları etkilemiş; kadınlar insan ve vatandaş olmanın avantajlarını, yetki ve sorumluluklarını erkeklerle eşit şekilde paylaşmaya başlamıştır. Böylece Cumhuriyet dönemi, kadınlarımızın içinde yaşadıkları toplumun bir üyesi olmaktan gurur duydukları dönem olmuştur.
Bu reformlar kapsamında kadınlar 1930'da belediyelere, 1933'de muhtarlıklara ve 5 Aralık 1934 tarihinde de milletvekili seçme ve seçilme hakkını elde etmiştir. Henüz “BM İnsan Hakları Evrensel Bildirisi”, “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW)” gibi uluslararası sözleşmelerin dünya gündeminde bile olmadığı bir dönemde, Atatürk devrimleriyle birçok Avrupa ülkesinden çok önce milletvekili seçme seçilme hakkına sahip olmuşlardır. Kadınlara seçme seçilme hakkı, Fransa'da 1945, İtalya'da 1948, Japonya'da 1950, İsviçre'de 1971 yılında tanınmıştır.
Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Hakkının verilmesini ve Dünya Kadın Hakları Gününü kutladığımız bugün, ne yazık ki kadının en temel insan hakkı olan yaşam hakkının elinden alındığı bir süreci yaşamaktayız. Her gün kadınlar öldürülmekte, şiddetin her türlüsüne maruz kalmakta, her alanda kadınların haklarına saldırılar gerçekleşmektedir. Cumhuriyetimizin yüzüncü yılında yalnızca kadınların başarılarını konuşuyor olmamız gerekirken devam eden savaşlar, işgaller, saldırılar nedeniyle yaşanan vahşetlere tanıklık ediyoruz.
Henüz 6 Şubat deprem felaketinin yaraları sarılmamışken, depremde yaşanan kadın hakları ihlalleri giderilememiş ve önlenememişken kadınların kazanımlarının ve haklarının kısıtlanması, azaltılması ve engellenmesi yönünde atılan adımlar kabul edilemez. Kadınların en temel hakkı olan yaşam hakkına saldırı niteliğinde olan şiddeti ve kadın cinayetlerini teşvik eden her türlü zihniyetin ve politikanın karşısındayız.
Cumhuriyetle birlikte kadının erkekle eşit bir yurttaş olması yönünde önemli adımlar atılmış ve bu yönde yasal düzenlemeler yapılmışsa da; Cumhuriyetimizin yüz yılını geride bıraktığımız bugünlerde hala kadınlarımızın fiili anlamda 'eşit yurttaş' olamadıkları açıktır. Nüfusumuzun yarısını oluşturan kadınlar ne yazık ki hala karar alma mekanizmalarında yeterince yer almamaktadır.
Fırsat eşitliğinin sağlanamaması, kadın istihdamının arttırılmaması, siyasi karar alma mekanizmalarının içinde kadının yeterince yer alamaması, kadının insan haklarının ihlaline devam etmesine neden olmaktadır.
Kadının her şeyden önce özgür birey olduğunun kabul edilmemesi kadının insan haklarının ihlalinin önlenmesinin önündeki en önemli engeldir. Bu nedenle bireylerin ve toplumun zihniyet dönüşümünü sağlayacak bilimsel çalışmaların ve hukuki değişikliklerin yapılması zorunludur.
Bunun için de öncelikle kadınların fiili anlamda eşit yurttaş olması yani kadın bakış açısına sahip kadın milletvekili sayısının artması gerekmektedir.
Ülkece cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerini geride bıraktığımız ve yerel seçimlere hazırlandığımız bir süreçten geçmekteyiz. 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi sonrası yeni dönemde Meclis'te 121 kadın milletvekili olmuştur. Bu sayı 27. dönemde 104'tü. Böylece geçen yasama döneminde yüzde 17 olan kadın milletvekili oranı yüzde 20'ye yükseldi. 2018 seçimlerinde Meclis'e 104 kadın milletvekili girmişti.28.Dönem seçimlerinde Nevşehir ve Giresun'dan ilk kez birer kadın milletvekili meclise girdi. Aralarında Adıyaman, Aksaray, Erzurum, Karaman, Ordu, Zonguldak'ın da bulunduğu 30 ilde ise sadece erkek adaylar seçildi. Seçimler sonrası Meclis'te kadınların oranı yüzde 20'nin biraz üzerindedir. Bu da cumhuriyet tarihi boyunca kadınların Meclis'te en yüksek oranda temsil edilecekleri anlamına geliyor. Ancak bu oran yetersizdir, istenilen ve ideal temsil oranından çok uzaktadır.
2022'de yapılan bir araştırma ise Türk toplumunun siyasette daha fazla kadın temsiliyetini istediğini açıkça ortaya koyuyor. Yapılan araştırmaya göre, Türk halkının yüzde 62'si kadınların yüzde 71'i, erkeklerin yüzde 54'ü kadın siyasetçi artınca Türkiye'nin gelişeceğini daha iyi bir toplum haline geleceğini düşünüyor. Araştırmaya katılan kadınların yüzde 79'u kadın milletvekili sayısının arttığı takdirde kadınların başka alanlarda da önemli roller üstlenebileceklerini düşünürken, erkeklerin yüzde 66'sı da bu düşünceye sahip.
Tüm bu veriler ve oranlar göstermektedir ki siyasette kadın temsili yeterince gerçekleşmemekte, fiili anlamda kadın erkek eşitliği sağlanmamaktadır. Kadınlarımızın siyasette yeterince söz sahibi olmaları, karar mekanizmalarında yer almaları için kadının önündeki engellerin kaldırılması gerekmektedir.
Gerçek bir demokrasi ancak kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasıyla mümkündür. Cumhuriyetle birlikte kadının erkekle eşit bir yurttaş olması yönünde önemli adımlar atılmış ve bu yönde önemli yasal düzenlemeler yapılmışsa da; yüz yılı geride bıraktığımız bugünlerde yeterince gelişme kaydedilememiş, hala ülkemizde toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanamamıştır. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması devletin sorumluluğundadır. Kadının özgür ve eşit bir birey olduğunun kabul edilmesi kadının insan haklarının ihlalini ortadan kaldıracağı gibi, kadının karar alma mekanizmalarındaki temsilini de arttıracaktır. Bunun için de devletin toplumda kadına bakış açısını değiştirecek, zihniyet dönüşümünü yapacak politikalar üretmesi ve uygulamaya koyması, bireylerin ve toplumun zihniyet dönüşümünü sağlayacak bilimsel çalışmaların ve buna bağlı hukuki değişikliklerin yapılması gerekmektedir.
Türk kadınının seçme seçilme hakkı elde etmesinin 89. yıldönümünde Bursa Barosu Kadın Hakları Merkezi olarak, Cumhuriyetle birlikte elde ettiğimiz kadın kazanımlarından biri olan seçme ve seçilme hakkının tam anlamıyla eşit temsille sağlanması yönündeki mücadelemizi sürdüreceğimizi, her alanda kadının insan haklarının sağlanması ve kadın – erkek eşitliğini sağlayacak toplumsal dönüşümün sağlanması için çalışmalarımızı sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla bildiririz.